29 Mart 2009 Pazar

AHMET ADA'NIN ŞİİRİNE BAKIŞLAR
( 40. Sanat Yılında Ahmet Ada’nın Şiiri ), 92 sayfa, Mart 2009.
Editör:Mustafa Günay


İçindekiler

Önsöz………………………………………………………………………….7

Sempozyum Bildirileri:

Prof.Dr. İ. Çetin Derdiyok
“Yitik Anka’da Ahmet Ada’nın Dili……………………………….8

Yrd.Doç.Dr. Mustafa Günay
Şiir ve Felsefe İlişkisi Bağlamında Ahmet Ada…………..32

Mustafa Emre
Ahmet Ada’nın Şiirlerinde Kentler……………………………..41

Yrd.Doç.Dr. Bedri Aydoğan
Şiir Okuma Duraklarında Ahmet Ada………………………….46

Arş.Gör.Sema Çetin Baycanlar
Ahmet Ada’nın Şiirlerinde İzlek
Tekrarları Bağlamında “Akdeniz”………………………………..58

Prof.Dr. A.Deniz Abik
Ahmet Ada’nın Sözvarlığı ve Dili Üzerine…………………...68

Ahmet Ada
Bu Daha Yeni Bir Başlangıç………………………………………...84



İletişim:
e-posta: oznefelsefesanat@yahoo.com

Ahmet Ada'nın Şiirine Bakışlar kitabı



19 Mart 2009 Perşembe

21 Mart Dünya Şiir Günü
Mersin Etkinliği



Nevit Kodallı Konser Salonu
(16.00-18.00 Saatleri arası)

Ahmet Ada’nın yazmış olduğu Şiir Günü bildirisi
Sunan: Ahmet Çakmak

Söyleşi (Belgesel film)
Celal Soycan - Ahmet Ada

Çağdaş şiir odağında Ahmet Ada (Panel)
Yöneten: Mehmet Hameş
Konuşmacılar: Sabit Kemal Bayıldıran- Prof.Dr. Çetin Derdiyok

Ahmet Ada şiirleri
Okuyanlar: Emine Alıcı- Mithat Çelik- Dîlber Hêma- İbrahim Doğan

Şiirimize 41 yıllık katkısı için Ahmet Ada ‘ya plaket ve teşekkür
Sunan: Mersin Şiir Çevresi

Ahmet Ada’nın konuşması ve kapanış


------------***---------------

İçel Sanat Kulübü Lokali
(18.30-23.00 Saatleri arası)

Çeviri şiiri üzerine yemekli söyleşi
Konuklar: Hüseyin Ferhad- Doç.Dr. Bedri Aydoğan- Selim Temo

Düzenleyen: TÜRKİYE PEN

Not: İlçelerden ve Adana’dan gelecek olan dinleyiciler Mehmet Hameş’le
gerektiğinde iletişim kurabilirler.
E posta: asi_imge@hotmail.com Tel: 05389277102

21 Mart 2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi
“GÖRÜNDÜ GÖĞÜN FAYTONU”
Ahmet ADA

Modern şiir denilince Dil’i konuşmak gerektiğini biliyoruz. Modern şiirin ayırt edilen özelliği dilidir. Modern şiir, konuşma dilinin içinden oluşturulur, yazılır. Bu farklılaşmada yazınsal imge önemli görev üstlenir. Birkaç dize ile örnekleyelim:
Esmer ayakları çıplak bir yağmur
(Nâzım Hikmet)
Şarkılar bilirim çığ tutmuş
(Ahmed Arif)
fatihte yoksul bir gramofon çalıyor
(Attilâ İlhan)
Bu dizeler konuşma diline dayanarak ondan kopan şiir diline örnektir. Tek başlarına anlam ürettikleri gibi asıl işlevleri şiirin yapısı içindedir. Demek oluyor ki şiir sözcüklerle sessel ve anlamsal olarak örgütlenmiş bir yapıdır.Elbette, şairin arkasında şiir antolojisi vardır. Onu şiir yazmaya iten şiir ortamı ve başka şairler vardır. Ama, şairin temel malzemesi yaşantısı, deneyimleridir. Yaşantı, bilinç, dünya görüşü, imgelem; bu kavramların içeriği bir kanalda birleşerek dilin imgelerine dönüşür. Konuşma dilinden farklı bir dil oluşur ki, nesnel gerçekliği yeniden üreten özelliğe sahiptir. Düşler, gerçeklikler, üstgerçeklikler, bellek, renkler, kokular, çocukluk evreni dilin yeniden ürettiği şeylerdir. Her biri estetiksel nesneye dönüşürler. Sessel ve anlamsal olarak uyum içinde olan estetiksel bir yapıya…Demek ki çağdaş şiirin alt yapısında dışsal ve içsel dünya vardır.İnsanın varoluş sorunu, ben’in içinden ya da başkasının ben’i içinden dile getirilir. Başkası (öteki) ben’in kendisidir.
* * *
Şiir, elbette sözcüklerle yazılır. Bellek kuyusundan çıkarılan saf, masum çocukluk şiirin kaynağıdır. Belki, gündelik hayatın şiddeti, baskısı, şairi bellek kuyusuna, çocukluğa yöneltir. Modern şiir, elbette, şiire katılan sözcüklerin yarattığı imgenin okurun zihninde uyandırdığı çağrışımlarla çoğalır. Okuru şiire girmeyen sözcüklere de götürür. Sözcükleri seçerek ve birleştirerek şiire katan şair, toplumsal ilişkilerin merkezindedir. Seçtiği ve sonra da birleştirdiği sözcükler, şairin dünya görüşünün anlatımı olurlar. Anlamın oluşması imgenin gücüne bağlıdır. İmge güçlüyse, bu demektir ki, ortak zihinde bir bağlılaşığı vardır. Rilke, “dizeler duyguların değil, yaşanmış deneylerin sonucudur’” diyordu. Doğru, çünkü her dizenin alt yapısında yaşantı vardır. Dizeler yaşantı deneyimlerinin ürünüdür. Dünya şiir gününde, şiirin gelip dayandığı şeyler, ‘arılık, duruluk, sadelik’ olmalıdır. Yalınlığın derinliği…

16 Mart 2009 Pazartesi

AHMET ADA BLOGLARI

http:/www.sonsuzat.blogspot.com
http:/www.gokyuzununfiskiyesi.blogspot.com
http:/www.yeşilat.blogspdt.com
hppt:/www.siirokumaduraklari.blogspot.com
hppt:/www.siirestetigi.blogspot.com
http:/www.batiktekne.blogspot.com
http:/www.batktekne.blogspot.com
http:/www.sozcuklerdenizi.blogspot.com
http:/www.ahmetada.blogspot.com
http:/www.gogeucanfayton.blogspot.com

14 Mart 2009 Cumartesi

Yaz İçin Prelüdler

AHMET ADA


YAZ İÇİN PRELÜDLER IV


rüzgârı kovalıyor üç beş köpek
(rüzgârı kovalamak da neyin nesi?)

ay düşüyor kuyuya Kevser
mutsuzluğun kulağı kuyuda Kevser

bana büyük suları kollamak düşüyor
öteki yüzyılda kalıyor geyik sesleri

sese dönüyor büyük sular, birdenbire
gümüş sese, denizin yabanıl uykusuna

yürek yıkık, dönüp bakıyorum
akşamı kovalıyor eski sokağın taşları

bir adımla geçiliyor Kevser
varlıktan yokluğa, su tükeniyor

aylandızı, barajı, tuz gölünü
yanıma çekiyorum, susuyorum

kaknus dolanıyor başımın üstünde,
iri yalnızlıkları geçiriyorum ipe

küller başıma kanatlar başıma


YAZ İÇİN PRELÜDLER VII


bir martı birdenbire denize dalıyor
bir bulut rüzgârı dağıtıyor
türküsünü söylüyor ot
aynı anda

akşam ayaklarını sürüyerek gidiyor
(görüp de gördüğünü diyen yok)

on sekizinde bir kızın
yüzünde göçüp gidiyor akşam
kıyıdan uzaklaştığında
geride boşluğu kalıyor

deniz olduğu yerde duruyor
yolunu buluyor tin
savrulmuş tırpan
saf yağmur

çözemediğim yalınlık
aynı yerde duruyor

Mor Taka, Bahar 2009, Sayı: 12